Bozkurt NET{ Bozkurt NET
  Tıklayın kayıtlı kullanıcı olun
Ana sayfa ::Hasabınız :: Forumlar :: Makaleler :: İndir :: İletişim :: KURALLAR
alt1 alt1 alt1
alt1 alt1
alt1
Atatürk
Başbug
Atsız´ın Mektupları
Bozkurt
Tarihte Türkler
Osmanlı Sultanları
3 Mayis
Türk İslam Ülküsü
Ülkücü Hareket
İslam
Türk Büyükleri
12 Eylül
Dokuz Işık
Kızıl Elma
Doğu Türkistan
Türk Dünyası
Şiirler ve Marşlar
Ülkücü Şehitler
Ülkücüye Mektuplar
Sorular ve Cevaplar
Komünizm
Videolar
Müzikler
Postakartı

alt1 alt1
alt1
 Haber :
 Haber Ekle
 Haber Arşivi
 Arama
 Konular
 Baskıya hazırla
 Üyeler :
 Hesabınız
 Günlük
 Üye Listesi
 Özel İletiler
 ICQ Servisi
 Servisler :
 Kur'an-ı Kerim Meali
 Resim Galerisi
 E-Kart
 Dosyalar
 Müzikli Postakartı
 Cep Melodileri
 İletişim :
 Forumlar
 Bozkurtlar 100
 Bize Ulaşın
 Bizi Önerin
 Dökümantasyon :
 Makaleler
 Fikir ve Tarih Dünyası
 Kısa Nükteler
 Şairler ve Şiirler
 İzlenimler
 Ansiklopedi
 Dosyalar
 Dosya Ekle
 Popüler
 İlk 10
 Bağlantılar
 

alt1 alt1
alt1

alt1 alt1
alt1

alt1 alt1
alt1
AB'YE HAYIR

alt1 alt1
alt1
Makaleler
·Meluncanlar ve Biz
·Türk Tarihi ve Türk Adı
·Amerikan Genç Hristiyanlar Cemiyeti (Y.M.C.A.) ve Amerikan Kolejleri
·SEVR YASALARI MECLİS’TEN GEÇİRİLEREK TÜRKİYE YENİ BİR KURTULUŞ SAVAŞINA BAŞLAMAK MECBURİYETİNDE BIRAKILDI!
·ABD, Alenî Bir Düşman Haline Gelmiştir!
·Dedelerimiz Oğuzlar Çıkmış Yola Aral Kıyısından
·Avrupa Birliğine neden hayır.. Jeopolitik Yaklaşım
·Noel Üzerine
·Gümrük Birliği Anlaşmasının Anayasanın Başlangıç Kısmına Aykırılığı -1-
·Siyasi Konjonktürde Irak Türkmenleri
·Gümrük Birliği Anlaşmasının Anayasanın Başlangıç Kısmına Aykırılığı -2-
·Kıbrıs'ın Türkiyesiz AB üyeliği mümkün mü?
·Avrupa Birliği ve Kıbrıs Konusu
·Internet mi, İnternet mi?
·DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK (Gaspıralı ve Türkistan)
·İSMAİL GASPIRALI'NIN FİKİRLERİ
·Türkler ve İslamiyet
·Alparslan Türkeş'in Din Anlayışı ve İslama Bakışı
·Gök Tanrı
·Şamanizm Meselesi
·Ruhban Okulu neden açılmamalı?
·Ruhban Okulu
·Çanakkale Savaşları
·Türk Kültüründe Nevruz ve Milli Birlik-Beraberlik
· Sovyetler Birliği’nin Çöküşü ve Yeni Rusya Çeçen Mücadelesi
·Türkçenin Anadil Olarak Dünyadaki Yeri
·Masonların Kirli İşleri
·Gümrük birliği mi; sömürge antlaşması mı?
·17 Ağustos 1999 Depremi ve gizlenen gerçekler

alt1 alt1
alt1

alt1 alt1
alt1

alt1
Bozkurt NET :: Başlığı Görüntüle - MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
  Link 1Ana sayfa | Link 2
Arama       


Bozkurt NET
Bozkurtların Yuvası
 

Forumlar Gruplar Gruplar Hesap Aç Oturum Aç  

Sayfa: « Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7  Sonraki »  

Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder 5. sayfa (Toplam 7 sayfa)
« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar İleti
thegreen_wolf
Deneyimli Üye
Deneyimli Üye



Kayıt: Feb 12, 2006
İletiler: 466
Şehir: trabzon

İletiTarih: Sal May 16, 2006 8:01 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

[b][i]

Borçluyum demiyorum sana Atam, borcumu ödeyemem. Sadece tüm kalbimle bir çocuğun kalbine sığabilecek tüm sevileri önüne koyup teşekkür ediyorum, neslimi başlattığın için, beni çocuk gibi değil de insan gibi gördüğün için. Ama sana biraz kırgınım Atam, beni, çocukluğumu kendinle beraber 1938 de götürdüğün için.
Ben Türk çocuğuyum, senin bana emanet ettiğin, şehidimin kanıyla sulanan toprağın mirasçısıyım.
Ben geleceğim, bu umudum, ben Türk genciyim. Ama ben senle varolan 1938 den sonra yok olan geleceğim, yani hiç gelmeyecek olan geleceğim.
Benim tek umudum sensin Atam . Bir gün çıkıp gelemeyeceğini biliyorum ama buna hep inanıyorum. Ne olur Atam çık gel artık, bana bir sözün yeter. Korkmuyorum Atam; bir gün gelipte geleceğin olmayacağından korkmuyorum, yobazların ve katillerin çoğalmasından da korkmuyorum. Korkmuyorum Atam; çocuk olduğum halde korkmuyorum. Çocukluğumdan korkmuyorum, çocuğu Türk çocuğu demeden, gelecek demeden ezen bir toplumda yaşıyorum. fakat ben Türk çocuğuyum, korkmuyorum!
Ben, senin bana emanet ettiğin toprağın sahibiyim, daha ne kadar söylerim bilmiyorum ama, ben Türk genciyim.
Hani benim için, bizim için bayramlar, türküler, destanlar bırakıp giderken san söz vermiştik; birinci vazifemiz Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmekti. Sana yine binlerce kez söz veriyorum Atam, engellere rağmen görevim; Türk istiklal ve Cumhuriyetini korumaktır.
Sen merak etme Atam; gözün arkada kalmasın, ben gayeye asla ve asla yorulmadan yürürüm. Ya istiklal ya ölüm derken bile bin defa ölürüm... “ Yetmiş beş yıl önce bir çocuk vardı.
Özgürlüğün anlamını sordu Ataya
Ve eminim cevabını aldı.
Şimdi onun torunu karşısında
Ve şu an Cumhuriyeti anlatmakta
Onun tek farkı
Sesini duyurması tüm Dünyaya...”


“Atatürk bir çıkıştır, bir varış değil...” diyor Orhan Asena dizelerinde. Atatürk için kaleme alınan birçok dizeden farklı buluyorum bu dizeyi. Evet, Atatürk olduğu yerde durmak değildir. Hep en iyisini, en ilerisini hedeflemektedir.
Cumhuriyetimizin yetmiş beşinci yılıydı bu yıl, iki bine iki kala Cumhuriyet yetbişbeş yılana bastı. Artık dünya yavaş yavaş yeni bir yüzyıla, yeni bir çağa adımını atlıyor, hatta belki o adımı atanlar bile var. Peki ya Türkiye? Yirmi birinci yüzyıl Türkiye’ye ne getirecek? Aslında Türkiye’yi bekleyen olayları kime sorsanız, “gelişecek...”, “ilerleyecek...”, “daha iyi yerlere gelecek...” olacaktır alacağınız yanıt. Hepimizin de istediği bu ama nasıl? Atatürk’ü öven nutuklar atıp, aslında Atatürk’ü hiç tanımayanlar ya da, Atatürk’e Atatürkçülüğe karşı olanlar mı yapacak bunu? Hayır. Bana göre yapılması gereken en iyi şeyi ancak biz yapabilir ve bizim, Türk milletinin, istediği zaman yapmayacağı şey yoktur. Ama cesur olmamız gerek. Atatürk’ün bir milleti kurtarmaya karar verdiği anlardaki gibi cesur olmamız gerek. Atatürk’ün bir milleti kurtarmaya karar verdiği andaki gibi cesur olmamız gerek. Ve biraz duyarlılık gerek bize, biraz da gerçekçilik... Bu milleti kurtaracak bir Atatürk daha gelmeyecek bunu anlamalıyız. Ama hepimiz birer Atatürk olabiliriz, birer Atatürk yaratabiliriz. Onun ilkeleri, onun düşünceleri ışığında ve kendimiz olarak pek çok şeyi başarabiliriz. 21 yüzyıla girerken, her şeye yeniden başlayıp en güzeline; bizim için, en ilerisine böyle ulaşabiliriz. Çünkü kalbimizde Atatürk’ü, beynimizde de Atatürk İlkelerini taşıyoruz. Yalnızca taşımakla kalmayıp onu yaşıyoruz.
Önce barışla başlamalıyız. Kendimizle, milletimizle, dünyayla barış içinde olmalıyız. Geçmişe değil, sadece geleceği düşünüp ona yoğunlaşmalıyız. Yalnızca bireysel başarılara değil, toplumsal başarılara imza atmalıyız. Kendimiz kadar bu milleti, bu vatanı da düşünmeli, gerçek milliyetçiler olmalıyız. Haklarımızdan ödün vermeden, kedimizi savunmalı, haksızlığa izin vermemeliyiz. Öyleyse vakit kaybetmeden hep birlikte, emin adımlarla ileriye.


En son thegreen_wolf tarafından Sal May 16, 2006 8:06 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi.
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder E-Posta gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSNM ICQ
thegreen_wolf
Deneyimli Üye
Deneyimli Üye



Kayıt: Feb 12, 2006
İletiler: 466
Şehir: trabzon

İletiTarih: Sal May 16, 2006 8:03 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder



Binlerce kitap okumuş Atatürk. Üşenmemiş, araştırmış, incelemiş, soruşturmuş ve doğruyu bulmuş. O zamanlar halkın veremeyeceğini, fakat halen en doğru oluş gerçeğini koruyan bir karar vermiş: Cumhuriyet!
Cumhuriyeti tanımlayamayacağım, hepimiz çok iyi biliyoruz onun ne demek olduğunu. Cumhuriyetin kabul edilişine kadar olan mücadeleyi tekrar tekrar anlatmayacağım, biliyoruz, belleklerimizde en ince ayrıntısına kadar kazılı. O büyük adamı kağıda sığdırmaya hiç çalışmayacağım, çünkü biliyorum onun için söylenen her şey biraz eksik.
1923’ten bu yana tamı tamuna yetmiş beş yıl geçti. Bir çeyrek asır kaldı yüzü tamamlamaya. Ve kala kala en fazla dört yüz gün kaldı 2000’li yıllara. Ben biraz kendimizi eleştireceğim yirmi birinci yüzyılın eşiğinde.
Toplumların, dolayısıyla insanın kaçınılmaz sonu değişim. Ama öyle bir kavram ki değişim; kötü yönde yapıldığında toplumların sonunu hazırladığı gibi, iyi yönde olduğunda da her gün sizi biraz daha ileriye götürür.
Herkes, her toplum gibi bizler de günbegün değişiyoruz. Ama sanki biraz daha itiyoruz. Batıyı örnek alırken kendi değerlerimizi küçümseyip, kendi kendimizi yozlaştırıyoruz. Çünkü biz kendimize güvenmiyoruz. Ya doğruları başkalarının yaptıkları yanlışlarda ya da başkalarının bizim olamayacak doğrularında arıyoruz.
Cumhuriyet bir kez alışılan bir daha vazgeçemeyeceği iyi bir alışkanlık. Monarşiler, oligarşiler, teokrasiler yıkıldı. Demokrasi ise aklı olanın yıkmaya çalışmayacağı bir sistem. Önce herkesin bunu anlamasını sağlamalıyız.
Çağ değişiyor, ama bazıları tarafından atlanıyor, bazıları tarafından sırtlanıyor. Evet, aynen olmasa da bunu söylüyor Erdal atabek bir yazısında. Bizler artık değişen bir çağın içinde yer almaya çalışmalıyız. Yani "“e oluyor"”sorusu yerine, "“asıl oluyor"”ve "“e yapmalı"”soruları üstünde durmalıyız. Yoksa bizler çağı atlayalım derken ayağımızı kıracağız.
Çok hatalıyız. Atamızdan ne kadar özür dilesek az. Dileğimiz özürler için de bir o kadar daha dilemek lazım.
Yazımın başından beri çok karamsar bir tablo çizdiğimin farkındayım. Ama düşününce bizlere bu da yakışmıyor. Değişim için devrimlerin sürekliliği şarttır. Devrim yapabilmek, devrimleri sürdürebilmek içinse temel şart inanmaktan geçer, önce kendine sonra topluma.
Geçmişi ve geleceği bir de bu açıdan değerlendirdiğimde,, aslında o kadar da karamsar sayılmam. Eğer insanlarımıza, toplumumuza ufak bir-iki gerçeği aşılayabilirsek, yirmi birinci yüzyıl Türkiye için parlak gözüküyor.
Ben bir Türk genci olarak kendime inanıyorum. Türk milletinin zeki olduğunu ve istediği zaman çalışkan olabileceğini biliyorum. Bizler Atatürk’le büyüdük. Bugüne kadar Atatürk2ün ışığında geldik. Bundan sonra da aynı yolda, aynı ışıkta yürüyeceğimize dair nice antlar içtik. Bize güvenirseniz, ki sizin güveniniz bizler için çok önemli, bize inanırsanız, sanattan bilime, ilgi duyduğumuz her konuda desteklerseniz, bizim yanımızda olup öğrenmek istediklerimizi kısaltmadan, her ayrıntısıyla bizlere anlatırsanız, özgürce konuşmamıza, düşüncelerimizi dile getirmemize engel olmaz, konuşabileceğimiz, tartışabileceğimiz ortamları daha biz istemeden bizlere sağlayabilirseniz, kendi doğrularımızı sizlerle paylaşmamıza izin verirseniz, herkesin kendi doğrusunu ortaya attığı bir ortamda uzlaştığımız takdirde gerçek doğruya en yakını bulacağımızı kabul ederseniz eğer yirmi birinci yüzyıl çağ atlayan yepyeni bir Türkiye’nin eseri olacak
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder E-Posta gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSNM ICQ
thegreen_wolf
Deneyimli Üye
Deneyimli Üye



Kayıt: Feb 12, 2006
İletiler: 466
Şehir: trabzon

İletiTarih: Sal May 16, 2006 8:12 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder



Düşünüyorum... Birşeylerin yolunda gitmesi için savaş mı görmek gerek yoksa yorgun bir sitem mi gizli bu sözlerde?!
Sonunda... Büyük gün... Ata’nın mavi gözleriyle, sarı saçlarıyla yine kurtarıcısı oluyor konuşmacıların. Tanıdık cümleler kulaklarımızı dolduruyor, bellek kapılarımızı aralamaksızın... Törenler bittiğinde büyük insana duyduğum minnet hissi altında ufaldıkça ufalıyorum. Emaneti karşısında eziliyorum; çünkü bize, bizi insan yapan özgürlükleri sunan yüce insanı hala yasalarımızla koruyoruz, korunmaya ihtiyacı varmışçasına... Ona dil uzatacak kadar gaflet içinde bulunanları hapishanelere yolluyor, Anıtkabire çiçekler yağdırıyoruz. Oysa aramızdan gelen, bizden olan bu insanları ışıktan köşe bucak kaçan yarasalar gibi yetiştirmeyi nasıl başardık? , bilemiyoruz. Kendi kendime “düşünmüyoruz, öyleyse yokuz” diyorum.
Küçücükken çocukların ellerine birer yaşam kılavuzu tutuşturuyor, harfiyen uyulması gerektiğini de dip not düşüyoruz. Manevi miras kabul ettiğimiz bu eseri uygulayarak iyi insan, iyi öğrenci, iyi vatandaş olduğumuzu zannediyoruz fakat yanılıyoruz. Cumhuriyet’i, açılışını bekleyen bir heykel gibi bekletiyor, üzerindeki fiyakalı örtüye hayranlıkla bakıyoruz. Yeni nesillere örtünün rengini, şeklini, güzelliğini anlatıyor; örtüyü çekip kaldırması için bir ikinci Atatürk bekliyoruz. Bekleyişi yüzyıl uykusuna çevirmişiz, silkinip, uyanamıyoruz.
Milli benliğimizi boynu bükük bırakıp çağdaş olduğumuzu zannediyor ya da körü körüne bağlandığımız bazı tozlu düşüncelerle beyin kıvrımlarımızı tıkayarak geçmişe sahip çıktığımızı sanıyoruz.
Elimizde bir ışık prizması; bir damla su bulup o harikulade renkleri ortaya çıkarmayı akıl edemiyor, “bu ne işe yarar?” dercesine birbirimize bakıyoruz. Halbuki tanımlarını ilkokulda ezberlemiştik o renklerin. “Kendi kendine yönetmekti Cumhuriyet, kanun önünde eşitlikti halkçılık, dinle devletin ayrılmasıydı laiklik...
Doğru nedenlerle yanlışları yaptık çünkü biz O’nu anlayamadık. Neredeyse uykusunda bile düşünen insanların ardından gittik, düşünceyi suç sanarak... Kitapları okumayan, adeta yutan bir dahiyi takip ettik renkli kutuya aldanarak.” Düşünürsek aklımız karışır; okursak isyan eder, toplumun başına çorap öreriz” dedik, farkında olmadan ördüğümüz çorabı söke söke ucunu bulamadık.
Bardağın boş kısmı böyle bir Türk gencinin gözünde... Ancak bir de dolu kısmı var ki; bizi ayakta tutan, görmezlikten gelinmez... Türk gencinin iki sebebi var; ümitli olmak, çalışmak için... Bunların biri ödemez borcumuz, bir diğeri ise bereketli Anadolu’muz ile onun sağduyulu insanları... Biz şehit düşen oğulun ardından “vatan sağ olsun” diyebilecek kadar metanetli analara sahipsek; güneş, bulutların arasından çekilip çıkarmak için bizi bekliyor. Bu memleket; düşünebilen, görmediği savaşı yaşayabilen bir Türk gençliğini hak ediyor, umutla bekliyor Cumhuriyet’in örtüsünü kaldırmanın tam zamanı be bunu başaracak olan bilimle, sanatla, düşünceyle yoğrulmuş; ışıktan kaçmayan aydın Türk gencidir. Tüm olumsuzluklara rağmen iki bine iki kala, tüm gücümüzle geliyoruz. Sen rahat uyu, emanetine sahibiz Atam!
Çocuk sevginin ve güvenin en güzel ve en kısa tanımı bence. Çocuk, saflığın ve doğallığın en güzel anlatımı. Çocuk, sevginin içtenlikle buluştuğu nokta. Kısacası çocuk, sevgi ve inançla dolmuş bir öykünün başlangıcı.
Atatürk deniz mavisi gözleriyle, dünyadaki en saf ve en güzel sevgiye açılan pencereyi bulmuştu. Bu pencere çocuktu. O, çocukların hiç bitmek bilmeyen heyecanına ve çocuk ruhlarında taşıdıkları açıklığa ve gerçekçiliğe vurulmuştu. Onun gözünde çocuk, sonu bilinmeyen bir serüvene çıkan, sevgiye aç, inanmaya aç, kolay sevebilen ve kolay inanabilen bir çıraktı. Mustafa Kemal’in gözünde çocuk, dünyanın tüm kötülüklerinden ve pisliklerinden habersiz, sevgiyi, iyiliği yüreklerinde oyunlarla kazımış masum varlıklardı.
Mustafa Kemal’in gözünde çocuk, gelecekti, geleceğin habercisiydi. Ona göre, geleceği çocuklar yaratacaktı. Küçük elleriyle, oyun kokan, sevgi kokan, bilgi kokan yürekleriyle çocuklar taşıyacaktı geleceğin yükünü. Devrimleri onlar kazıyacaktı yüreklere. Acıyı ve üzüntüyü onlar silecekti yüreklerden. Sevmeyi ve sevilmeyi onlar öğretecekti gelecek nesillere. Sevgiyle eşitti çocuk, gittiği her yere yanında özgürlüğü de götürecekti.
Mustafa Kemal çocuklara baktığında hep geleceği görüyordu. Ülkü ile oynarken, diğer çocukları severken, hep onların gözlerinde yanan sevgi ateşini görüyordu ve deniz mavisi gözlerinin içi gururla gülüyordu. Onun gözünde çocuk geçmişte ve günümüzde yapılan yanlışları düzeltecek sihirli bir değnekti.
Ben bir Türk çocuğu olmaktan gurur duyuyorum. Biz, Türk gençleri böyle mükemmel bir liderin arkasından gitmekten mutluluk duyuyoruz. Tüm dünyaya, aynı sıcaklıkla kucak açmaktan, Atatürk’ün bıraktığı izleri takip etmekten ve bir gün her şeyi düzeltip, gerçeğe, gerçek DEMOKRASİYE ve gerçek CUMHURİYET’E ulaşacağımız umudunu taşımaktan, gurur duyuyoruz.
“ÇÜNKÜ BİZ ATATÜRK ve BASNBUGUN ÇOCUĞUYUZ.”


Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder E-Posta gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSNM ICQ
mustafayaman
Deneyimli Üye
Deneyimli Üye



Kayıt: Jan 09, 2006
İletiler: 315
Şehir: türkiye

İletiTarih: Sal May 16, 2006 10:20 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Atatürk sevgisini ATATÜRK ROMANTİZMİ olarak algılayan ve bu sevgiyi aşağılayan sayın Başbakan'a ithaf olunur:



BAŞBUĞ ATATÜRK NE DEMEDİ?

"Banka kurun" dedi. "SÖMÜRÜN" demedi...

"Türk övün, çalış, güven" dedi. "Devletin malı deniz, halkın parasını hortumcuya

dağıt, metresiyle yesin" demedi...

"Yurtta sulh, cihanda sulh" dedi. Mafyayla (!) bir olup faili meçhulleri çoğaltın"

demedi.

"Hayatta en hahiki mürşit ilimdir" dedi. "yedi buçuk milyarı alın, yangelip yatın"

demedi...

"Varlığım, Türk varlığına armağan olsun" dedi. Bankaları batırın, batık kredileri

çoğaltın, İsviçre'de hesap açtırın, Amerika'larda geleceğinizi garantiye alın" demedi.

"Ekonomide devrim yapın" dedi. "Devletin kasasını lotocu kerizlerin son kuruşlarıyla

doldurun" demedi.

"Bu vatanı kanımızla, canımızla kurduk" dedi. "Parasızı asker yapın, paralıyı bırakın

eğlensin barda-pavyonda" demedi...

"Ne mutlu Türk'üm diyene" dedi. "Kanunların cılkını çıkarın, suçluları affedin,

nasıl olsa dönerler" demedi.

"Birinci vazifen, Türk istiklalini ve Cumhuriyetini ilelebet yaşatmak" dedi. İşçiyi

memuru IMF canavarına yedirin, fakiri ezin ezdirin" demedi.

"Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır" dedi. "Bu kanlı bayrak uğruna şehit

olan elli binlerin vampiri teröristi balla, kaymakla besleyin, zamanı gelince de

affedin" demedi...

"Kafaları değil, şapkaları değiştirin, düşünceleri geliştirin" dedi. "Dinsizleri çoğaltın,

müslümanları isyana teşvik edin" demedi...

"Vergide adalet" dedi. "Yüzlerce farklı isimle fakirden-fukaradan vergi hortumlayın,

soyun, soğana çevirin" demedi.

"Muhasır medeniyet seviyesi" dedi. Üretimi azaltın, işçiyi sepetleyin, fuhuş

ticaretini geliştirin, şirketler kurup zarar gösterin, iflas gösterip vergi ödemeyin, işçinin

memurun hakkını yeyin, onları sürüm sürüm süründürün, çetelere yeşil pasaport

verin, AK'layın, PAK'layın, uçurun uçurabildiğinizi" demedi...

Atatürkçü geçinen, laikliğin anlamını çıkarları doğrultusunda kullanmayı bilen,

Atatürk sevgisini ATATÜRK ROMANTİZMİ olarak aşağılayan sayın Başbakan'ım,

ATAM daha ne dedi, ne demedi?

Kör ve nankörler bu aşağılamayı yapabilir ancak. Laik Türkiye Cumhuriyetinde

"İslami kesim" yok... Yüzde doksan dokuzu müslüman Türk Milleti var, ATA'sının izinde.

ATATÜRKÇÜ'yüm diye ona-buna, hele bana hava atma. Bu ülkede herkes dost ve

kardeş, üstelik akraba... Tehlikeden söz etme...

İrticayı siz ve HOCA'nız hortlattı, gömmek de elinizde...

Hizbullahçıları müslümandan mı saydınız?

Her gördüğün sakallıyı deden sanma.

Nice ATATÜRKÇÜ tanırım, devlet dairesinde uçkur çözmüş...

Nice müslüman tanırım, ATA'sının portresini evinin en güzel köşesine asmış...

Öyle ATATÜRKÇÜ var ki, masa başında dirsek çürütüp ahkam kesiyor.

Öyle ATATÜRKÇÜ var ki, hain PKK'nın kuşunlarıyla canını veriyor...

Zaten medyatiksiniz beyler, şöhrete ne gerek?

DEMOKRASİ ELEĞİ icad olsa da, kalbur üstünde kimler kalacak, bir görsek.

Kapitülasyonu hortlatmışsınız, egemenliği teslim etmişsiniz...

Bir de kılıf mı arıyorsunuz?

Alın beyler, size kılıf: avrupa birliği

Şişirip şişirip patlatın. Zaten yaptığınız da bu...

Koyun sürüsü haline getirdiğiniz bu Milletle eğlenmeye, dalgaya devam edin...
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
thegreen_wolf
Deneyimli Üye
Deneyimli Üye



Kayıt: Feb 12, 2006
İletiler: 466
Şehir: trabzon

İletiTarih: Çar May 17, 2006 11:54 am    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder




ATANIN DİKKAT ÇEKTİĞİ TEHLİKE: KOMÜNİZM
"Biz ne bolşeviğiz ne de komünist;ne biri ne diğeri olamayız.
Çünkü, biz milliyetperver ve dinimize hürmetkarız."

-Mustafa Kemal Atatürk


Atatürk, millet realitesinin ve milliyetçiliğin temel unsurlarını red ve inkar eden Marksizm'in ve komünizmin kesinlikle karşısındadır. Ülkeyi felakete sürükleyecek, sınıflara bölecek, menfaat gruplarını çatışmaya sokacak bu ideolojilerin her zaman karşısında yer almıştır. Atatürk'ün başlattığı Türk Devrimi doğuşundan itibaren bu tehlikelerle karşılaşmış, Bolşevik liderler, Türkiye'de komünist köylü hareketin yapılmasını sürekli teşvik ve tahrik etmişlerdir. Komünistler, Türkiye'de milli ve bağımsız bir devletin kurulmasını istememişlerdir. Sosyal Hariciye Komiseri Çiçerin, daha 13 Eylül 1919'da, Sivas Kongresi sıralarında, Türk köylüsünün komünist olmayan idarecilere karşı isyan etmesini tavsiye ederek, Türk hareketine karşı davranış ve anlayışını göstermiştir.

Komünizmin Türk Devrimi için sakıncalı ve tehlikeli olduğunu, Büyük Atatürk çeşitli vesilelerle değişik zamanlarda ifade etmiştir. Sivas Kongresi'nden hemen sonra, Amerikalı General Harbord'a verilen 27 Eylül 1919 tarihli muhtırada Mustafa Kemal Paşa, Milli Harekat'ın amacını anlatmış ve komünizmle ilgili görüşlerini şöyle dile getirmiştir:

"Bolşeviklere gelince, bizim memleketimizde bu doktrinin hiçbir şekilde bir yeri olamaz. Dinimiz, adetlerimiz ve aynı zamanda sosyal bünyemiz tamamiyle böyle bir fikrin yerleşmesine müsait değildir. Türkiye'de ne büyük kapitalistler, ne de milyonlarca zanaatkar ve işçi vardır. Diğer taraftan zirai bir problemimiz yoktur. Son olarak, sosyal bakımdan dini prensiplerimiz bolşevizmi benimsemekten bizi uzak tutmaktadır." (Atatürk'ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, IV., 1917-1938, Ankara, 1964, s.78)

Ayrıca Atatürk, çeşitli zamanlarda komünizmi tehlikeli gördüğünü ve hiçbir zaman bu karanlık sisteme geçit vermeyeceğini ifade etmiştir. Atatürk'ün bu konudaki bir sözü şöyledir:

6 Şubat 1921'de,

"Komünizm içtimai bir meseledir. Memleketimizin hali, memleketimizin içtimai şeraiti, dini ve milli ananelerinin kuvvetli, Rusya'daki komünizmin bizce tatbikine müsait olmadığı kanaatini teyit eder bir mahiyettedir." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C. III, 2. Baskı, s .20)

2 Kasım 1922'de,

"Şurası unutulmamalı ki, bu tarz-ı idare, bir bolşevik sistemi değildir. Çünkü, biz ne bolşevizim ne de komünist; ne biri ne diğeri olamayız. Çünkü, biz milliyetperver ve dinimize hürmetkarız. Hülasa, bizim şekl-i hükümetimiz tam bir demokrat hükümetidir ve lisanımızda bu hükümet halk hükümeti diye yad edilir." (Ag.e, c .3, 2. Baskı, s. 20)

21 Haziran 1935'te,

"Türkiye'de bolşeviklik olmayacaktır. Çünkü, Türk Hükümeti'nin ilk gayesi halka hürriyet ve saadet verme, askerlerimize olduğu kadar, sivil halkımıza da iyi bakmaktır." (A.g.e., c. 3, 2. Baskı, s. 99)

Son derece ileri görüşlü bir insan olan Atatürk'ün her zaman olduğu gibi bu düşüncesinde de yanılmadığı açık bir gerçektir.

Nitekim, Rus yöneticilerin bu rejimi uyguladıkları ilk yıllarda, kendi vatandaşlarına bile nasıl zalimce davrandıkları bilinmektedir. Kitleler halinde Rus halkının katledildiği gerçeği, tüm dünyanın şahit olduğu bir olaydır. Lenin ve onu izleyen komünist yöneticiler, SSCB'ni meydana getiren milletlere bolluk, refah ve güzel bir yaşam vaad etmiş, ancak sözlerinde durmamışlardır. İnsanlara güzel bir hayat getireceği iddiasıyla ortaya çıkan bu sistem, uygulandığı ülkelerin halklarına ölüm, esaret ve sefaletten başka bir şey getirmemiştir.

Bütün bu olayları yakından izlemiş olan Atatürk, 1932 yılında Amerikalı subay Mac Arthur'la yaptığı bir konuşmada komünizmle ilgili düşüncelerini bütün açıklığıyla şöyle ifade etmiştir:

"Bugün Avrupa'nın doğusunda bütün uygarlıkları ve hatta bütün insanlığı tehdit eden yeni bir güç belirmiştir. Bütün maddi ve manevi imkanlarını top yekün bir şekilde, dünya ihtilali gayesi uğruna, seferber eden bu korkunç kuvvet, üstelik Avrupalılar ve Amerikalılarca henüz malum olmayan, yepyeni siyasal metodlar tatbik etmekte ve rakiplerinin en küçük hatalarından bile mükemmelen istifade etmesini bilmektedir. Avrupa'da çıkacak bir savaşın başlıca galibi ne İngiltere, ne Fransa, ne de Almanya'dır. Sadece bolşevizmdir. Rusya'nın yakın komşusu ve bu memleketle en çok savaşmış bir millet olarak biz Türkler, orada cereyan eden olayları yakından izliyor ve tehlikeyi bütün çıplaklığıyla görüyoruz. Uyanan Doğu milletlerinin düşünce yapılarını mükemmelen sömüren, onların milli ihtiraslarını okşayan ve kinleri tahrik etmesini bilen bolşevikler, yalnız Avrupa'yı değil, Asya'yı da tehdit eden başlıca kuvvet halini almışlardır." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 3, s. 94-95)

Büyük Önder Atatürk Ali Fuat Cebesoy'a yazdığı mektupta komünizm tehlikesine karşı Türk Milleti adına duyduğu endişeyi şöyle dile getirmiştir:

"Komünistliğin memleketimizde değil, henüz Rusya'da bile tatbik kabiliyeti hakkında açık kanaatler hasıl olamadığı anlaşılmaktadır. Bununla beraber içerden ve dışardan çeşitli maksatlarla bu akımın memleketimizi içine girmekte olduğu ve buna karşı akla uygun tedbir alınmadığı takdirde milletin pek çok muhtaç olduğu birlik ve sükununu bozan durumların ortaya çıkması da imkan dairesinde görülmüştü. ..." (31 Ekim 1920, SD, IV, s. 360-361, Ali Fuat Cebesoy'a yazdığı mektuptan)

Atatürk, tüm dünyayı tehdit eden bu tehlikeye karşı, milletin düşüncelerinde ve sosyal kurumlarda uygulanacak yöntemleri çözüm olarak görmektedir. Bu tehlikeye karşı öngördüğü değişiklikleri ise kendi sözleriyle şöyle özetlemek mümkündür:

"Rusya hariç olmak üzere bütün dünyada, her kişi menfaat ve zararı kendine ait olmak üzere hayatını düzenler. Yalnız her kişiye çalışmalarında yeni yasal vasıtalar ve haklar verilir." (Medeni Bilgiler ve M. K. Atatürk'ün El Yazıları, Afet İnan, s. 68)

"Devlet bireyin yerini alamaz, fakat, bireyin gelişme ve kalkınması için genel koşulları göz önünde bulundurmalıdır. Devlet eliyle yapılacak işler, bireyin büyük kar getirmediğinden dolayı yapmayacağı işler veya milli çıkarlar için gerekli olan ekonomik işleri kapsar. Özgürlüklerin ve yurt bağımsızlığının sağlanması ve korunması ile iç işlerinin düzenlenmesi nasıl devletin görevi ise, devlet vatandaşların öğretimi, eğitimi, sağlığıyla ilgilenmek zorundadır. Devlet, memleketin asayiş ve savunması için yollarla, demir yolları ile, telgrafla, telefonla, memleketin hayvanlarıyla, her türlü taşıtlarıyla, milletin genel servetiyle yakından ilgilidir. Memleket yönetiminde ve savunmasında, bu saydıklarımız, toptan, tüfekten, her türlü silahtan daha önemlidir. ... Özel çıkarlar çoğunlukla, genel çıkarlarla tezat halinde bulunur. Bir de, özel çıkarlar, en nihayet rekabete dayanır. Oysa, yalnız bununla ekonomik düzen kurulamaz. Bu kanıda olanlar kendilerini, bir serap karşısında, aldatılmaya terk edenlerdir. ...Bir de, ferdin kişisel çalışmaları, ekonomik kalkınmanın esas kaynağı olarak kalmalıdır. Ferdin inkişafına (gelişme) mani olmamak bilhassa iktisadi sahadaki özgürlük ve teşebbüsler önünde devletin kendi faaliyeti ile bir engel yaratmaması demokrasi prensibinin önemli esasıdır. (Medeni Bilgiler ve M. K. Atatürk'ün El Yazıları, Afet İnan, s. 46-47)

Türkiye'ye sosyal, ekonomik ve kültürel yön vermeyi hedefleyen Atatürk, hedefini gerçekleştirmede komünizmi, halkı için büyük bir tehlike olması dışında farklı bir şekilde değerlendirmemiştir. Çünkü, bu kuramda fert yok, devlet vardı. O, "Ferdin hakkı ferde, devletin payı devlete" diyordu. Ne ferdi yutan devlet, ne devleti sömüren fert olmalıydı. Bu nedenle devletçilik ilkesini esas aldı.

Bu düşüncelerinin aksi yani komünizmin uygulanması halkın özgürlüğünün alınması, ülkenin kalkınma yerine yok olma sürecine girmesi demekti. Bu nedenlerledir ki, Atatürk komünizmi aziz Türk Milleti için büyük bir tehlike olarak görmüştür. Komünizmin hiçbir şekilde, hayatını adadığı vatanına girmesini istemeyen Atatürk Milleti'ni bu büyük tehlikeye karşı uyarmıştır. Yüce Atatürk'ün, "Komünizm, Türk Dünyası'nın en büyük tehlikesidir. Her görüldüğü yerde ezilmelidir." (Faruk Şükrü Yersel, Eskişehir Gazetesi, 1926) sözlerinde Türk Milleti'ne yaptığı uyarı açıktır. Bu nedenle Türk Milleti, komünizmi en büyük düşman bilmeyi ve gördüğü her yerde ezmeyi, Türklüğe karşı manevi bir sorumluluk olarak kabul etmektedir.

Kaldı ki, Türk Milleti'nin üstün zekasının bilincinde olan Atatürk, komünizmin Türkiye'de hiçbir zaman başarılı olamayacağını, bizzat defalarca ifade etmiştir. Örneğin, 1935 yılında yaptığı bir konuşmada "Türkiye hiçbir zaman bolşevik olmayacaktır. Çünkü Türk Hükümeti'nin ilk amacı halka özgürlük ve mutluluk vermek, askerlerimize olduğu kadar sivil halka da iyi bakmaktır." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 3, s. 99) ifadelerini kullanmıştır.

Atatürk başka konuşmalarında da komünizme karşı olan kesin kararını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Aynı zamanda Büyük Önder komünizmi, faşizm ve Nazizm'le birlikte şu sözleriyle değerlendirerek bu konulardaki düşüncelerini de şöyle dile getirmektedir:

"Biz büyük savaşlar görmüş, büyük bir milletiz.. Ama savaşçı değil, barışçı felsefeyi benimsemiş bir milletiz. ... Kendimizi dünyadan soyutlayamayız. Dünya nimetlerinin emperyalist ülkeler tarafından zaman zaman pervasızca paylaşıldığını ve bu paylaşma esnasında gelişmemiş ülkelerin tarihten silindiğini hafızalardan silmek kadar gaflet olamaz. Dünyanın bugünkü durumu hiç de parlak görünmüyor. Her ülke, gençliğini bir başka ideolojiye sahip olarak yetiştirme gayreti içinde. İtalya faşizm ideolojisine dört elle sarılmış. Bu ülkenin diktatörü olan Mussolini ülkesinin sekiz milyon faşist gencinin süngüsü üzerinde yaşadığını haykırıp duruyor... Almanya'da Hitler'in yaratarak geliştirmekte olduğu Nazilik de faşizmin bir başka, bir büyük tehkileli benzeridir. Hitler bir ırkçıdır. Dikkat buyurunuz, milliyetçi demiyorum, ırkçıdır diyorum. Alman ırkını en üstün ırk olarak gören bir mecnundur. Tekmil Alman gençliğini peşine takmış, onlara bu ideali aşılamıştır. Moskova'da oynanan oyun ise bir başka türlüdür. Stalin yalnız kendi gençliğine değil, dünya gençliğine komünistlik ideolojisini aşılamaya çalışıyor. Komünistlik propagandasının, fukarası ve cahili çok ülkelerde ne kolay taraftar topladığı ise ortada bir gerçektir." (Atatürk'ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti, Sabiha Gökçen, s.155)

"... Hayır. Ne komünizm ne de faşizm... Bu iki ideoloji de memleketimizin, ulusumuzun gerçeklerine karakterine asla uymaz. Şunu da hemen ilave edeyim ki, ne faşizmin ne de Nazizm'in sonu yoktur." (Atatürk'ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti, Sabiha Gökçen, s.159)

Bu sözlerden de açıkça anlaşıldığı üzere, Atatürk açık beyanlarıyla komünizmi "en büyük düşman" ilan etmiştir. Faşizmin de komünizmin de Türk Milleti içinde barınamayacağına dikkat çekmiştir. Milletine, komünist veya faşist olmamayı, bu eğilimleri her görüldüğü yerde ezmeyi ve komünist yayılmacılığa karşı Misak-ı Milli sınırlarını korumayı vasiyet etmiştir.

Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder E-Posta gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSNM ICQ
mustafayaman
Deneyimli Üye
Deneyimli Üye



Kayıt: Jan 09, 2006
İletiler: 315
Şehir: türkiye

İletiTarih: Çar May 17, 2006 10:27 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Delikanlı devlet adamları aranıyor



Aziz Karaca

Bu yakınlarda bir savaşa girdik de yenilen tarafta mı yer aldık?
Savaşı kaybettik de, Sevr benzeri bir anlaşmaya imza mı koyduk?
Tersanelerimizi girildi ve ordularımız terhis mi edildi?
Bütün bunlar olmadı ise, ya bu olup bitenler nedir?
Gelen vuruyor, giden vuruyor. Gelen tokatlıyor, giden tekmeliyor. Ayak altında bir o yana bir bu yana savrulan bir millet haline geldik. Bu işin partisi martisi kalmadı beyler, hanımefendiler! Söz konusu vatandır ve bu vatanda yaşayan dünyanın en aziz, en vakur, en adil milleti olan Müslüman Türk milleti’nin onurudur, şahsiyetidir, haysiyetidir.

Son bir haftada yediğimiz tokatlara bir bakar mısınız?
AB raportörü Caminel Furlings:
“Din özgürlüğü konusunda ilerlememiz yok Heybeliada Ruhban Okulu’nu hemen açın
Medeniyet ittifakı diyorsunuz. Siz önce Alevilerle ittifak kurun. Sadece Sünni mezhebi olmaz.

—Orhan Pamuk ve Hirant Dink ile ilgili davalar niye açılıyor? İfade özgürlüğünde kısıtlama olmaz” diyor.
Bayrak hırsızı Rum Vekil’in saçmalıkları:
“Generalleriniz sivil idareye baskı yapıyor. Sorun bakalım, kaç generaliniz AB’ye girmek ister.
—Kıbrıs’ın, Türklerin işgali altındaki bölgesinde kiliseler yıkıkdökük. Hiç medeni insanlar değilsiniz.
— Kıbrıs’ta tek terörist TSK’dır. Benim için Türk bayrağını indirmek tarihte Nazi bayrağının indirilmesiyle eşdeğerdir.”
Ne oluyoruz ey millet! Ey bu devleti yönetenler, iktidar koltuğunda oturanlar?! Biz kimiz ve bu hal neyin nesi bize hakaret eden, devletimize, ordumuza salyasümük saldıran bu adamlar neyin nesi? Bu cesaretti nereden alıyorlar? Niçin aşağılanmamıza, hakarete uğramamıza izin veriyorsunuz? Milletten sakladığınız bir işgal mi var?

Bu millet, bu devlet işgale uğradığı, istila gördüğü yıllarda bile böyle hakaret görmedi, böyle aşağılayıcı ifadelere muhatap olmadı.
Yukarıdaki beyler, devletin zirvesinde oturan beyefendiler şu satırları okur musunuz:
“Stalin’in Sovyetler Birliği’nin başında olduğu dönemler…

Sovyetlerin Ankara Büyükelçisi de ünlü diplomat Karahan… 1917 Ekim devrinin yıldönümlerinden birinin sabahına Stalin, son derece sivri, anlamsız ve onur kırıcı bir demeç veriyor. Bu demecinde şunları söylüyor:
“Herkes bilsin ki Rus milleti; Boğazlar’la Ardahan’ı ele geçirmekten asla vazgeçmiş değildir. Ve asla vazgeçmeyecektir. Çok yakın bir zamanda bu davalarımızı halletmiş olacağımızı şimdiden müjdeliyorum…”
Aynı gece Ankara’da Sovyet Büyükelçiliğinde de ihtilalin yıl dönümünün kutlama törenleri yapılıyor. Cumhurbaşkanımız ve Türk milleti’nin her şeyi olan Mustafa Kemal ATATÜRK, gece yarısına doğru Stalin’in bu densiz demecinden haberdar oluyor ve maiyetine emrediyor: “arabaları hazırlayın gidiyorum.” “ Paşamız bu saatte nereye gidecekler?” “Sovyet sefaretine…” Mahiyetin etekleri tutuşur. Çünkü olayı kavrarlar. İçlerinden birisi, Atatürk’e : “Paşa hazretleri nasıl olur? ... Protokolsüz mü nasıl gidersiniz?”

“Ben protokol falan dinlemiyorum çocuk. Stalin, vatanımın topraklarına göz dikmiş, sen bana protokolden bahsediyorsun. Hazırlayın arabaları …” diye cevap verir Büyük önderimiz. Hiç kimse karşı çıkamaz ve arabalar hazırlanır. Atatürk ve mahiyeti Sovyet Sefaretinin kapısına dayanırlar. Ulu önderimiz yüzü asık bir şekilde yukarı çıkar ve o sırada sefarette büyük bir balo vardır. Atatürk, kendisini karşılayan büyük elçi Karahan’ı görünce, “Merhaba Karahan” der ve aynı sert ifadeyle devam eder “Rahatsız ettik ama sen benim şahsi dostumsun, kusura bakmazsın. Bir hususu esasında anlamaya geldim.” “ Emredin Sayın Başkan”.

“Ajanstan öğrendiğime göre başkanınız Stalin, Ardahan’la Boğazları İstemiş. Karar katiymiş. Pek yakın bir gelecekte de bu kararını uygulayacakmış. Tam böyle söyleyip söyleyemediğini bilemem. Ama buna benzer bir şeyler söylemiş. Tabii ki bu nutkun bir sureti de sende vardır. Getir bakalım şunu da işin aslını, faslını iyi anlayalım.”
Stalin’in nutku getirilir. Atatürk, metnin o kısmını yanındakilere kelime kelime tercüme ettirir. Nutuk, ajanstan geçen metin ile aynıdır. Atatürk sorar:
Karahan, sefaretin telsizinden derhal Stalin’i bulduracaksın. Bu beyanatından vazgeçip geçmediğini soracaksın. Başkanın tükürdüğünü yalayacak. Yalamazsa, ben ne yapacağımı bilirim. Bu cevap bu gece gelecek. Çünkü benim, senin başkanından daha önemli bir kararım var. İstediğim cevabı almadan sefaretinizden dışarı adım atmam. Eğer, cevap istemediğim şekilde gelirse bil ki, buradan çıkıp doğru Rus sınırına gideceğim…”

Karahan, çaresizlik içinde telsizin başına koşar ve Atatürk’ün söylediklerini aynen nakleder. Stalin’den gelen cevap Büyük önderimizi tatmin eder. Çünkü cevapta aynen şunlar söylenmektedir:
“Stalin sürçü lisan eylemiştir. Boğazlarla Ardahan’ı almak gibi bir arzusu katiyetle yoktur…” Atatürk, cevabı okuduktan sonra Rus Büyükelçisi Karahan’a hitaben; “Karahan, seni yarın geri çağırırlar ve yaşatmazlar. Uzun süredir tanışıyoruz, istersen bize iltica et.” Karahan bu teklife olumsuz cevap verir ve cevabı telgraftan hemen sonra gelen bir telgrafla geri çağrıldığını açıklayarak: “Teşekkür ederim. Sizi tanımış olmam bile kâfidir. Ancak memleketinizdeki vazifem sona ermiştir. Yarın hareket edeceğim. Atatürk fazla ısrar etmez ve Çankaya’ya döner. On gün sonra şöyle bir haber gelir: “ Sovyetler Birliği’nin eski Büyükelçisi Karahan fırında yakılmak suretiyle idam edilmiştir…” (Başbuğ Atatürk, Yusuf ve Ali Koç, s: 58–59)

Şimdi dönüp yazının başındaki, AB sözcülerinin binbir hakaret ve küstahlık içeren salyasümük saldırılarını bir daha okuyun ve yetkililerimizin, hükümetimizin suskunluğuna esef edin. Daha da önemlisi, bu millete Atatürk düşmanlığını şırınga eden çevreleri, şebekeleri bir daha, bir kez daha tanımaya çalışın.
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
turkuaz51
Amatör Üye
Amatör Üye



Kayıt: Aug 21, 2005
İletiler: 68
Şehir: turkiye

İletiTarih: Per May 18, 2006 8:39 am    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

SANMA Kİ KÜRŞAD KEMİKLE ETTİ;

O BİR KİŞİ DEĞİL O BİR DEVLETTİ...

BAYRAKTI, VATANDI;

BİR ÖZGE CANDI..

TEPEDEN TIRNAĞA KIPKIZIL KANDI....
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder E-Posta gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSNM
kursad88
Amatör Üye
Amatör Üye



Kayıt: Apr 28, 2005
İletiler: 154
Şehir: Turan

İletiTarih: Cmt May 20, 2006 7:02 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

Atatürk`ün dünyada `başöğretmen` sıfatlı tek lider olduğunu


Bir geometri kitabı yazdığını. Üçgen, açı, dikdörtgen gibi ve
48 tane geometri teriminin (Türkçe) isim babasını bu yazdığı kitapla bizzat
Mustafa Kemal olduğunu


Bir röportajda "Birleşmiş Milletlere üye olmayı düşünüyor musunuz?" diye
sorulur, Atatürk: "Şartlarımızı koyarız, kabullerine bağlı. Biz müracaat etmeyiz
üye olmak için. Davet gelirse düşünürüz". BM yasasını değiştirir ve ilk davet
edilen ülke biz oluruz


Yıl 1938, General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı dönemi.
Birden çok sıkılır ve yanında duran yüz yirmiden fazla kişiye döner ve aynen
şöyle der: "Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek
için neler vermezdim"


Yıl 2000, ABD Başkanı`nın milenyum mesajından bir alıntı : "Bugün milenyumun
hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk' tür. Çünkü o yılın
değil asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir"


Yıl 1938, Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiir`den alıntı
: "Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak isterse başına
Mustafa Kemal gibi lider getirir"

Norveççe`de `Atatürk gibi olmak` diye bir deyim olduğunu

Kurtuluş Savaşında rütbe alan bir çok kadın askerlerimiz var. Ama dünya
tarihine geçen tek bir üsteğmenimiz var; 700 erkek, 43 kadından oluşan bir
müfrezenin reiseliğine bizzat Atatürk tarafından atanmış Üstteğmen Kara Fatma

`Atatürk çiçeği`nin adını, çiçeği bulan Wanderbit Üniversitesi
profesörlerinden doktor Kirk Landın`in koyduğunu ve bu çiçeğin tüm dünyada bu
isimle üretilip satıldığını

Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet
bayramında Atina'daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne
geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu


`Mimber` adında bir gazete çıkarttığını ve 52 sayı yayımlanan gazetede ilk
defa sansür kelimesi geçtiğini

Yıl 1996, Haiti Cumhurbaşkanı vasiyetinde mezar taşına yazılmasını istediği
metni bırakmıştır. Diyor ki: "Bütün ömrüm boyunca Türkiye'nin lideri Mustafa
Kemal Atatürk'ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm"

Yıl 2005, Amerika'nın en ünlü ekonomistlerinden birisi olan Mr. Johns`un
önerisi "Türkiye ekonomiyle savaşta bir tek Atatürk' ü örnek alsın yeter"



ATAMIZ.... bunu başka kim yapardı ki!!!!!
İzmir kurtuldu, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler.
Trene binerler kompartımana çekilirler.
Ertesi gün kompartımanı çalar, yaveri açar.
Yorgun, bitkin, kravatını yıkamaktadır Atatürk.
Yaveri: -"ya paşam bu ne hal hiç uyumadınız herhalde niye böylesiniz" der. -"
Ya çocuklar kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşunuz.
Kolumu yastık yaptım ağrıdı, setremi yastık yaptım üşüdüm, bende uyumadım kalktım" der.
Yaveri; "Aman paşam !
Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik" der.
Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan söylüyor bunları.
> Tarihi bir cevap derki:
-"Geç farkettim hepiniz en az benim kadar yorgundunuz.
Hiçbirinize kıyamadım.
Önemli olan benim uyumam değil milletimin rahat uyuması".
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder MSNM
Bozkurt-Yakup
Amatör Üye
Amatör Üye



Kayıt: Feb 14, 2006
İletiler: 137
Şehir: Almanya

İletiTarih: Pzr May 21, 2006 1:27 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Atatürkün anlamli sözlerinden biri:Komunizm bir yilandir görüldügü yerde kafasi ezilmelidir!!!
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder MSNM
IHTIYARKURT
Amatör Üye
Amatör Üye



Kayıt: Jan 12, 2006
İletiler: 109
Şehir: Alamanya

İletiTarih: Pzr May 21, 2006 1:51 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Dünyanin gelmis gecmis en büyük devrimcisi olan Mustafa Kemal Atatürk,

Gencliyge Söylevi´nde:

"Iktidara sahib olanlar,gaflet ve delalet ve hatta ihanet icind bulunabilirler"

diyerek uyarmis,"Her ne sartlar altinda olursa olsun,icinde bulundugun du-

rum ne kadar kötü olursa olsun Cumhuriyete sahib cikacaksin"emrini ver-

rerek,bu günleri daha o zaman gören ATAMIZA bütün Dünya önünde say-

gi ile egilirken,bizdeki yobazlarda ismini dahi telafus etmeye korkuyorlar.


Ne mutlu TÜRKÜM diyene
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
bozkurt_1312
Amatör Üye
Amatör Üye



Kayıt: Feb 08, 2006
İletiler: 198
Şehir: Mardin

İletiTarih: Pzr May 21, 2006 3:48 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Atamızı cok ama cok ozluyoruz.Arıyoruz onu yıne cıksın gelsın ıstıyoruz ..Buda olmayacagına gore onun bıraktıgı degerlere sahıp cıkmalıyız.
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
nokta911
Yeni Üye
Yeni Üye



Kayıt: Feb 24, 2006
İletiler: 15

İletiTarih: Pzr May 21, 2006 5:28 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Atamız.Bizi biz yapan Başkomutanımız,deha sahibi devletadamı,Başöğretmenimiz....

Onu anlamak,onun küçük bir benzeri olmaya çalışmak boynumuzun borcudur.

Dünya üzerindeki tüm Türkler olarak,onu anladığımız ve gölgesi olmaya yaklaştığımız gün,Türk soyu Dünya üzerinde gelmiş geçmiş en büyük imparatorluğu kuracak...

Buna Dünya üzerindeki tüm Türkler inansın ve onun yolunda birleşsin....
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
GOKHANMHP
Yeni Üye
Yeni Üye



Kayıt: Feb 06, 2004
İletiler: 1

İletiTarih: Pts May 22, 2006 1:49 pm    ileti konusu: BÜYÜK ÖNDER ATATÜRK!.. Alıntıyla Cevap Gönder

ATATÜRK HAKKINDA HALA LAF YAPANLAR, HALA BİRŞEYLER KARIŞTIRMAK İSTEYENLER, GEÇMİŞİ AÇIN VATAN UĞRUNA SAVAŞMAK NE DEMEKMİŞ BİR ÖĞRENİN. ONDAN SONRA OTURUP BİR DÜŞÜNÜN DAHA SONRADA FİKİRLERİNİZİ SÖYLEYİN. AMA NE OLURSA OLSUN YÜREKLİLİKLE SÖYLEYİN.
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
thegreen_wolf
Deneyimli Üye
Deneyimli Üye



Kayıt: Feb 12, 2006
İletiler: 466
Şehir: trabzon

İletiTarih: Cum Haz 30, 2006 3:54 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder



İŞTE O ATATÜRK

Kir tutmaz, gölge tanımaz, bitek topraklarında
Saldırganların yüzüne ilk yumruğu indirmiş
Yiğit soylu bir halkın, yiğit ve tok sesi...
Çağlar karanlığında Anadolu gecesinden
Ezilenlere umut, yanan ilk çoban ateşi
İşte o, ATATÜRK

Asmalarla, zeytinlerle, ekinlerle ışıyan
Tan serinliğinde çalışan bronz eller...
Demir ocaklarında, kömür kuyularında
Yüreği pek işçilerin ak alnını donatan
Öpülesi, saygıdeğer boncuk boncuk ter
İşte o, ATATÜRK

Sarı kemiklerde, kara derilerde
Henüz anısı yitmemiş o kamçılı sızı
Göverirken bilinç bilinç ulusal bir dirilişte
Tutsaklığın utanç duvarını yıkmış ülkelerde bugün
Çekilen bir bayrak var ya özgürlük üzre
İşte o, ATATÜRK

Kurtuluş baharında bütün insanlığın
Uzak artık kavgadan ve kandan
Güvercin sevgilerle tüy tüy ve mavi
Ilık meltemlerle dalga dalga yayılan
Tüm yeryüzüne kurdun kuşun kardeşliği
İşte o, ATATÜRK

Ne ki güzel,
Ne ki iyi
Ne ki büyür yaklaştıkça
Dağ dağ, kavram kavram...
Ve ne ki sınırsızlığın en ışıklı sularında
Yansır, yokluğu varlığında diri
İşte o, ATATÜRK
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder E-Posta gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSNM ICQ
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder 5. sayfa (Toplam 7 sayfa)

Sayfa: « Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7  Sonraki »  


 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki iletilere cevap veremezsiniz
Bu forumdaki iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumdaki iletilerinizisilemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB

alt1
1998-2007 Bozkurt NET
alt1
1998-2010 BOZKURT NET
--------------------------------------
Web sitemiz PHP-Nuke (© 2003) kodlarına sahiptir. PHP-Nuke GNU/GPL lisansı altında dağıtılan ücretsiz yazılımdır.
alt1