Bozkurt NET{ Bozkurt NET
  Tıklayın kayıtlı kullanıcı olun
Ana sayfa ::Hasabınız :: Forumlar :: Makaleler :: İndir :: İletişim :: KURALLAR
alt1 alt1 alt1
alt1 alt1
alt1
Atatürk
Başbug
Atsız´ın Mektupları
Bozkurt
Tarihte Türkler
Osmanlı Sultanları
3 Mayis
Türk İslam Ülküsü
Ülkücü Hareket
İslam
Türk Büyükleri
12 Eylül
Dokuz Işık
Kızıl Elma
Doğu Türkistan
Türk Dünyası
Şiirler ve Marşlar
Ülkücü Şehitler
Ülkücüye Mektuplar
Sorular ve Cevaplar
Komünizm
Videolar
Müzikler
Postakartı

alt1 alt1
alt1
 Haber :
 Haber Ekle
 Haber Arşivi
 Arama
 Konular
 Baskıya hazırla
 Üyeler :
 Hesabınız
 Günlük
 Üye Listesi
 Özel İletiler
 ICQ Servisi
 Servisler :
 Kur'an-ı Kerim Meali
 Resim Galerisi
 E-Kart
 Dosyalar
 Müzikli Postakartı
 Cep Melodileri
 İletişim :
 Forumlar
 Bozkurtlar 100
 Bize Ulaşın
 Bizi Önerin
 Dökümantasyon :
 Makaleler
 Fikir ve Tarih Dünyası
 Kısa Nükteler
 Şairler ve Şiirler
 İzlenimler
 Ansiklopedi
 Dosyalar
 Dosya Ekle
 Popüler
 İlk 10
 Bağlantılar
 

alt1 alt1
alt1

alt1 alt1
alt1

alt1 alt1
alt1
AB'YE HAYIR

alt1 alt1
alt1
Makaleler
·Meluncanlar ve Biz
·Türk Tarihi ve Türk Adı
·Amerikan Genç Hristiyanlar Cemiyeti (Y.M.C.A.) ve Amerikan Kolejleri
·SEVR YASALARI MECLİS’TEN GEÇİRİLEREK TÜRKİYE YENİ BİR KURTULUŞ SAVAŞINA BAŞLAMAK MECBURİYETİNDE BIRAKILDI!
·ABD, Alenî Bir Düşman Haline Gelmiştir!
·Dedelerimiz Oğuzlar Çıkmış Yola Aral Kıyısından
·Avrupa Birliğine neden hayır.. Jeopolitik Yaklaşım
·Noel Üzerine
·Gümrük Birliği Anlaşmasının Anayasanın Başlangıç Kısmına Aykırılığı -1-
·Siyasi Konjonktürde Irak Türkmenleri
·Gümrük Birliği Anlaşmasının Anayasanın Başlangıç Kısmına Aykırılığı -2-
·Kıbrıs'ın Türkiyesiz AB üyeliği mümkün mü?
·Avrupa Birliği ve Kıbrıs Konusu
·Internet mi, İnternet mi?
·DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK (Gaspıralı ve Türkistan)
·İSMAİL GASPIRALI'NIN FİKİRLERİ
·Türkler ve İslamiyet
·Alparslan Türkeş'in Din Anlayışı ve İslama Bakışı
·Gök Tanrı
·Şamanizm Meselesi
·Ruhban Okulu neden açılmamalı?
·Ruhban Okulu
·Çanakkale Savaşları
·Türk Kültüründe Nevruz ve Milli Birlik-Beraberlik
· Sovyetler Birliği’nin Çöküşü ve Yeni Rusya Çeçen Mücadelesi
·Türkçenin Anadil Olarak Dünyadaki Yeri
·Masonların Kirli İşleri
·Gümrük birliği mi; sömürge antlaşması mı?
·17 Ağustos 1999 Depremi ve gizlenen gerçekler

alt1 alt1
alt1

alt1 alt1
alt1

alt1
Bozkurt NET :: Başlığı Görüntüle - LIDER; AKP kişiliksiz bir parti
  Link 1Ana sayfa | Link 2
Arama       


Bozkurt NET
Bozkurtların Yuvası
 

Forumlar Gruplar Gruplar Hesap Aç Oturum Aç  

  

Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 1 sayfa)
« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar İleti
Vuslatim
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi



Kayıt: Nov 02, 2004
İletiler: 3121
Şehir: Turan/Almanya

İletiTarih: Sal Şub 07, 2006 9:29 pm    ileti konusu: LIDER; AKP kişiliksiz bir parti Alıntıyla Cevap Gönder

Bahçeli: AKP kişiliksiz bir parti

MHP lideri Devlet Bahçeli, Tercüman yazarı Hakan Akpınar, görüşmesini köşe yazısında kaleme aldı. Akpınar'ın yazısı:
Devlet Bahçeli ile özel bir sohbet...

MİLLİYETÇİ Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli ile uzun süredir özel sohbet etme imkanı bulamamıştık. Mesleğimizin yoğun temposunun yanı sıra Devlet Bahçeli'nin meşguliyetinin de bunda etkisi vardı kuşkusuz...

Hafta içinde MHP Özel Kalem Müdürlüğü'ne Bahçeli'yi ziyaret talebimi telefonla ilettim. Özel Kalem Müdürü Ömer Karakaş, ertesi gün telefonla arayarak, Devlet Bey'in beni beklediğini bildirdi. Ben de geçen cuma günü öğleden sonra MHP Genel Merkezi'ne gittim.

Devlet Bey ile makam odasında sohbete başladık. Ama bu sohbeti anlatmadan önce şunu belirtmekte yarar var. Çalışma masası, koltuklar ve köşedeki küçük masa dahil olmak üzere her yer kitap, rapor ve klasörlerle doluydu. Devlet Bey, tebessümle, 'Kusura bakmayın, ortamımız biraz dağınık' dedi. Belli ki, yoğun bir çalışma temposu içindeydi. Vurgulamadan geçemeyeceğim bir şey daha var. Devlet Bahçeli'yi çok iyi gördüm. Bir kere eskiye göre çok sağlıklı görünüyordu. Hatta, bana biraz kilo almış gibi geldi. Belki de sigarayı bırakmanın faydasını görmüştü. İtiraf etmek gerekirse, Bahçeli'yi son iki yıldır hiç bu kadar iyi görmemiştim.

Yolsuzlukla mücadele planı

DEVLET Bey ile bir saate yakın sohbet ettik. Emin olun ki, o özel sohbette anlattıkları gazete manşetlerine çıkacak kadar önemli bilgiler içeriyordu. 'Yazmayın' ricasında bulunduğu için sizlere aktaramayacağım. Devlet Bey, bunları, beni bilgilendirmek için söylediğini belirterek, 'Ülkücü Hareket'in tarihiyle yakından ilgileniyorsunuz, ileride yazacağınız kitaplara katkısı olsun diye anlatıyorum' dedi. Ben de bu durumda, notlarımı gazete sayfalarına değil, tarihin müsveddelerine kaydetmekle yetiniyorum. Sohbetimizin ilerleyen dakikalarında Devlet Bey koltuğundan kalktı. Köşedeki rapor ve kitap yığınlarının arasına gitti. Tabii ki, ben de peşinden....

İlginçtir ama bu dağınıklık içinde kendisine göre bir düzen kurmuş. Bana göstereceği bir belgeyi yığınların arasından çekip çıkarıverdi. 1998 yılında hazırlanmış çalışmaları içeren bir dosyaydı bu. Yolsuzluklarla Mücadele Kurulu oluşturulması için şematik bir rapor hazırlamıştı. Rapor, ta o zaman yolsuzluklarla mücadelenin devletin tepe noktasından alt kademelerine kadar uzanan geniş bir yelpazede kontrol altına alınmasını öngörüyordu.

MHP merkez partisidir

BİR başka dosyada ise yoksullukla mücadele planını gördüm. Bunları görünce Devlet Bey'e, AKP'nin ünlü 3Y Planı'nı hatırlattım. Yani, Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasaklarla Mücadele Planı'nı...
Devlet Bahçeli, bu projenin aslında kendisine ait olduğunu savunuyor ve ekliyor:

- Bu 3Y dedikleri benim projemdir. Yoksulluk, yolsuzluk ve yozlaşma...

Klasörleri incelerken, Bahçeli'nin kendi el yazısı ile kaleme aldığı birkaç sayfalık dosya dikkatimi çekti. MHP'nin Türk siyasal yelpazesindeki konumlanışını tarif ediyordu. Bahçeli, büyük bir artı işaretinin tam ortasına MHP'yi yerleştirmişti. Yani, merkeze... Devlet Bahçeli'ye göre, MHP, siyasetin koordinat sisteminin tam merkezindeydi.

Artı işaretinin sağında merkez sağ partiler DYP ve ANAP duruyordu. MHP'nin solunda ise CHP... Bu şemayı birlikte incelerken Devlet Bahçeli'nin AKP'yi bu koordinat sisteminde bir yere koymadığını fark ettim. Devlet Bey, şunları söylüyordu:

- AKP, siyasi manada kişiliksiz ve kimliksiz bir parti. O'nu, bu sistemde nereye koyacaksınız?
Sohbetin ardından Devlet Bey, her zamanki nezaketiyle kapıya kadar uğurladı. Yolda şunu düşündüm: İyi ki, MHP'nin başında oturduğu koltuğu dolduran, sağduyu ile hareket eden ve günlük siyasi heyecanlara kapılmayan Devlet Bahçeli gibi bir lider var. O'nu koltuğundan indirmek için mücadele eden alternatif lider adaylarına gelince... Sizce artık sesleri neden çıkmıyor?

Kaynak; Etikhaber.com
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
Vuslatim
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi



Kayıt: Nov 02, 2004
İletiler: 3121
Şehir: Turan/Almanya

İletiTarih: Sal Şub 28, 2006 2:30 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Davudoğlu'nun Ağzından AKP'nin Stratejik Derinliği (Ya da Sığlığı)


Hamas Lideri Meşal’in Ziyaretinin Perde Arkası

Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz hafta Filistin’de seçimleri kazanan Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal Türkiye’ye bir ziyarette bulundu. Ancak, kimin davet ettiği, kimin ağırladığı gibi hususlar tartışma konusu oldu. Yerli ve yabancı basında eleştiri konusu oldu. İsrail sert tepki gösterdi. ABD resmi olarak yumuşak tepki gösterse de Demokrat Partili kongre üyesi Lantos’un Erdoğan’a ağır bir mektup gönderdiği basında yer aldı.

Erdoğan’ın Hamas lideri ile görüşeceğinin duyulması üzerine oluşan tepkiler ve --yine medyada yer alan haberlere göre—Genelkurmay Başkanı ile görüştükten sonra Cumhurbaşkanı’nın Başbakanı uyarması üzerine Erdoğan’ın Meşal ile görüşmekten vazgeçtiği, hatta havaalnında ve VİP salonunda karşılaşmamak için adeta köşe kapmaca oynadığı anlaşıldı.

Başbakan görüşmeyince ihale üstünde kalan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, eleştiri ve sorular üzerine, Hamas’a yapılan davet öncesine ABD ve İsrail’e bilgi verildiğini açıkladı. Her iki ülkeden de olumlu izlenim aldıklarını savunan Gül, Hamas’ı kimin davet ettiği sorusunu yanıtsız bıraktı.

İsrail Başbakanlık Sözcüsü Raanan Gissin’in, Hamas Lideri Halid Meşal’in Ankara ziyaretini iki ülke ilişkilerinde ‘derin yara açacak büyük bir hata’ olarak görmesi ve “Biz Abdullah Öcalan ile bir araya gelsek ne hissederdiniz?” demesi üzerine, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün de sert tepki gösterdiği açıklamanın ardından, Dışişleri yetkilileri Ankara’daki İsrail Büyükelçisi Pinhas Avivi’yi arayarak, “Gissin’in açıklamaları kabul edilemez. PKK ile Hamas’ın kıyaslanmaması gerekir” diyerek, Gissin’i protesto etti.

ABD Kongresi’ndeki Musevi lobisinin lideri Demokrat Partili Tom Lantos, Hamas lideriyle geçen hafta Ankara’da yapılan toplantıyı protesto için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a bir mektup gönderdi.

Lantos, özetle, “Hamas’i davet etmeniz, Türk-Amerikan ilişkilerine ve en çarpıcısı, Türkiye’nin kendi ulusal çıkarlarına da ciddi zarar veriyor. Türkiye’nin bölücü teröristlere karşı mücadelesini destekleyen az sayıdaki Kongre üyelerinden biri olarak soruyorum: Yetkilileriniz, Abdullah Öcalan’ın Filistin versiyonu Meşal ile yakınlaşırken, PKK ile mücadelede ahlaki konumunuzu nasıl koruyacaksınız?'' dedi.

Hamas ziyaretinin perde arkası ve tepkileri kısaca özetledik. Burada AKP hükümetinin uyguladığı “kayıtdışı” (yani kapalı kapılar ardında danışmanlar aracılığıyla yürütülen) dış politikanın yanlışlığı tüm açıklığıyla ortaya çıktı.

Diğer dış politika konularında olduğu gibi bu davet işinin sorumlusunun da Ahmet Davudoğlu olduğu anlaşıldı ve eleştirilere konu oldu.

Şimdi Davudoğlu’nun daha önce yazdığı “Stratejik Derinlik” adlı kitabında bu konularda ne söylediğine bakarak birlikte bir değerlendirme yapacağız.

Türk Kimliğini ve Türk Milleti Kavramını Dikkate Almayan Bir Stratejik Zihniyet

Stratejik zihniyet ve kültürel kimlik başlıklı bölümde Davudoğlu bir toplumun stratejik zihniyetinin içinde kültürel, psikolojik, dini ve sosyal değer dünyasını da barındıran tarihi birikim ile bu birikimin oluştuğu ve yansıdığı coğrafi hayat alanının ortak ürünü olan bir bilincin o toplumun dünya üzerindeki yerine bakış tarzını belirlemesinin ürünü olduğunu söylüyor. Buna göre, zihniyet ile strateji arasındaki ilişkinin coğrafi verilere dayalı mekan algılaması ile tarih bilincine dayalı zaman algılamasının kesişim alanında ortaya çıkacağını, dolayısıyla da bu farklı dünya algılamalarının sonucu olarak farklı toplumların farklı stratejik bakış açılarına sahip olacağını ilave ediyor.

Daha önceki kısımlarda ve kitabın geri kalan bölümünde millet kavramını kullanmayan, Türk (Milleti) kavramını ise hiç kullanmayan Davudoğlu burada ilk defa “millet” kavramını kullanarak, bu farklı algılamalara örnek veriyor ve şöyle diyor: “milleti ezeli bir siyasi birlik ya da kısmen değişebilir bir insan topluluğu olmaktan çok, istikrarlı bir tarih sürecinin ürünü olan ve uzun tarih dilimleri içinde oluşan bir birliktelik olarak kabul edersek, stratejik zihniyet aynı zamanda bir kimlik bilincinin tarihi süreç içinde biçimlenmesinin ve yeniden şekillenmesinin sonucunda ortaya çıkar ve geçici siyasi dalgalanmaların ötesinde bir süreklilik arz eder (s.29)”

Bu zihniyetin sürekliliğine örnek olarak Kutsal Roma-Germen İmparatorluğunu verirken, 9. ve 19. yüzyıllar arası süreçten bahseden, aynı uzun süreçten Rus Çarlığı ve SSCB için bahseden Davudoğlu kendi tarihimizden örnek verirken bu süreci Osmanlı’nın kurulmasından başlatmaktadır. Hadi Orta Asyada’ki Türk devletlerini ve Ön-Türkleri bırakalım, kocaman Selçuklu Devleti’ni dikkate almadan başlatılan bir Türk Stratejik zihniyeti olabilir mi?

Davudoğlu’nun Türk Milleti kavramını kullanmaktan kaçınması ve Osmanlı’dan bu süreci başlatması kendi koyduğu tanımlara da uymaması anlamına gelmektedir. Hemen ardından gelen paragraflarda da önemli tespitlerde bulunan Davudoğlu yine kendi tespitleriyle çatışmaktadır. Bir taraftan “kimlik, mekan ve zaman bilincinin tarihi birikim ve cari gerçeklikler çerçevesinde yeniden kurulmasının tarih içinde varoluşun ve insanlık birikimine katkıda bulunabilmenin olmazsa olmaz şartı olduğunu ve stratejik zihniyetin bir varoluş iddiasına dayanmadıkça edilgenlikten kurtulamayacağını” söylerken, diğer taraftan bu varoluş iddiasını “Söğüt civarında göçer Türkmenlerin oluşturduğu küçük bir beylikten” başlatmaktadır. Türklüğün Ergenekon’dan çıkışını, Göktürk Devletini, Orhun Kitabelerini, Karahanlıları, Türklerin İslamiyeti kabulü sonrası gelişmeleri, Kaşgarlı Mahmud’u, Hoca Ahmet Yesevi’yi dışarıda bırakarak nasıl bir kimlik bilincinden bahsedilebilir? Aslında Davudoğlu’nun bütün tanımlamaları bir millet kimliğine işaret ederken kendisi ısrarla “toplum” demekte ve bu stratejik zihniyetin köklerini ve sürekliliğini göz ardı etmektedir.

Stratejik zihniyeti oturmuş olan ve bu zihniyeti değişen şartlara göre yeni kavramlar, araçlar ve formlar ile yeniden üretebilen toplumların uluslar arası güç parametrelerinde de ağırlık koyabilme kabiliyeti kazanacağını, stratejik zihniyette radikal bir kırılma yaşayarak kimlik bilinicini yıpratan toplumların tarihi varoluşlarını tehlikeye atacağını söyleyen Davudoğlu bu kırılmayı kendisi oluşturmaktadır.

Türk Milleti’nin kimliğini Osmanlı’dan başlatan ve Osmanlı’nın bir Türk İmparatorluğu olduğunu ve yabancı kaynakların bir çoğunda Osmanlı değil Türk kelimesinin kullanıldığını dikkate almadan bizim kimlik bilincimizi yıpratmaktadır.

Zaten AKP iktidarı döneminde uygulanan dış politikalar ve ABD’nin BOP (ya da GOKAP) projesinin taşeronluğuna talip olan Yeni Osmanlıcı (ya da federasyoncu) yaklaşımın mimarı olması da (ya da öyle gösterilmesi) Davudoğlu’nun kimlik (sizlik) anlayışını ortaya koymaktadır.

Kayıtdışı Siyasetin Ürünü Yanlış Taktikler

Kitabının “stratejik planlama ve siyasi irade” başlıklı bölümünde ünlü stratejiysen Carl von Clausewitz’in taktik ile strateji arasındaki ilişki tanımına örnek verirken de Davudoğlu aslında bugün kendi içine düştüğü durumu yıllar önce açıkça ifade etmiş! Davudoğlu şöyle diyor: “Taktik nitelikli adımların stratejik bir yöneliş içinde bir araya getirilememiş olması zamanla stratejik yönelişin anlamını ve çapını önemli ölçüde değişikliğe uğratır. Çünkü bu adımları atan diplomatlar kendi taktik adımlarını stratejik hedefler olarak görmeye başlarlar. Kendi birliğinin yürüttüğü bir muharebeyi savaşın tüm stratejisi olarak değerlendiren bir subay ordunun nihai savaş ile ilgili stratejisi üzerinde ne derece yanlış bir yönlendirmeye yol açarsa, kendi taktik tercihini ülkenin dış politika ekseninin merkezi haline getirmeye çalışan bir diplomat da o derece ciddi yanılgılara sahip olabilir.”

Şimdi bir an durup, Hamas ziyareti üzerine yapılan tartışmalar ve bu ziyaretin planlayıcısının Davudoğlu olduğunu hatırlarsak, yukarıdaki durumun tamamıyla kendi pozisyonunu açıkladığını görürüz. Kendisi de (fahri!) bir büyükelçi olduğu için, bu ciddi yanılgıya sahip diplomat tanımı ona tam uymaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve diplomasinin kuralları bir kenara bırakılarak, kapalı kapılar ardında pazarlıklar yöntemiyle ve danışmanlar eliyle yürütülen “kayıtdışı siyaset” anlayışının bir ürünü olarak düzenlenen bu ziyaret baştan sona bir fiyasko olmuştur.

Bu Oyun Kimin Oyunu? Kim Oyuncu, Kim Piyon?

İsterseniz şimdi de Davudoğlu’nun kendi patronlarının (Gül ve Erdoğan’ın) düştükleri duruma bir bakalım. Soğuk savaş sonrası dönemde taktik ve strateji arasındaki dengenin önemine değinen Davudoğlu şöyle diyor: “Böyle durumlarda bütün bu taktik adımları denetimi altına alabilecek ve askeri/diplomatik birlikleri bir maestro edasıyla ahenge sokacak bir stratejiysen siyasi irade yoksa taktik nitelikte tek tek başarılar nihai savaşın kazanılmasına yetmez. Bir ülkenin kendisine güveni ve gelecekle ilgili ufku; uluslar arası ilişkilerdeki zamanlaması, müzakere sürecindeki psikolojik üstünlüğü ve inisiyatif gücüyle ölçülür. Gelecekle ilgili ufuk derinliğine sahip ülkelerin siyasi öncüleri belirlenmiş gündemlerin esiri olmazlar. Aksine, gündem onların elinde şekillenir ve bu şekil alış o ülkeyi üçüncü ülkelerin ilişkilerinde bile etkin bir unsur haline getirir.

Siyasi irade yetersizliği dolayısıyla, dış siyasetini konjonktürel dalgalanmaların akışına bırakan ve zamanlama kabiliyetini kaybeden ülkeler ise başkaları tarafından belirlenmiş gündemlere gösterilen anlık tepkilerin oluşturduğu karmaşık ve çelişik bir tablonun esiri olurlar. Bu tür ülkelerin siyasi elitinin ne çıkış noktalarıyla ilgili bir birikimleri ne de varış noktalarıyla ilgili bir ufukları vardır. Atak ve belirleyici değil savunmacı ve tepkicidirler. “Çözüm içim ben varım” ataklığında değil, “bunalımlarda ben yoktum” savunmasına dayalı bir psikoloji içinde davranırlar.
…

Satrancın taşlarını yönlendiren bir oyuncu mu, yoksa bir satranç taşı mı oldukları konusunda gizli bir kimlik çelişkisi yaşarlar. Oyunu yönlendiren bir satranç oyuncusu olarak atabilecekleri adımların sonuçlarından tedirgin, başkalarının oyunlarında taş olmaktan da rahatsızdırlar.
…

Oyunun ölçeklerini değiştirebilecek nitelikte olan, kimlik ve güçlerini hatırlatan bir olgudan ürkerler. Risk korkusuyla kendi potansiyel güçlerinin dalgasını arkalarına almaktansa, başkalarının reel güçlerinin akıntıları doğrultusunda yüzmeyi daha emin görürler. Kendi tarih ve coğrafyalarının engin ufkunda vakur, hesaplı ve huzurlu bir yürüyüşe çıkmaktansa, başkalarının strateji gölgelerinde yalpalamayı tercih ederler. Onlar için tarihin birikimi değil, “faturası”, coğrafyanın stratejik potansiyeli ve zenginliği değil, büyük oyunların oyuncularına sunulacak kozları vardır.”

Bugün içinde yaşadığımız durum ancak bu kadar güzel tasvir edilebilirdi! Atak ve aksiyoner bir politika olarak Hamas ziyareti ayarlanıyor. Ancak, tepki üzerine Gül ABD ve İsrail’e önceden bilgi verildiğini (yani icazet alındığını) söylüyor. Yani bu bizim kendi politikamız değilmiş! Yani biz başkalarının strateji gölgelerinde (ABD ve İsrail’in GOP projesinin gölgesinde) yalpalamaktaymışız. Meğer aceleyle Hamas’ın (Suriye’de istihbaratın kontrolünde olan) lideri Meşal ile ayarlanan görüşme (daha doğrusu köşe kapmaca!) büyük oyunların (BOP) oyuncularına (ABD ve İsrail’e) sunulacak kozlarmış!

Tayyip Erdoğan’ın daha önceleri “İsrail terörist devlettir şeklindeki” yaklaşımı nedeniyle önce İsrail’den özür dileyip sonra ABD’ye (birkaç kez) gitmek zorunda kaldığını hatırlarsak, acaba başbakanımıza yine el öptürürler mi sorusu aklımıza geliyor. Yoksa, başka bir “fatura” mı çıkarılır? Belki de Gül’ün dediği gibi, bu zaten ABD ve İsrail’in oyununun bir parçası mı?

Sonuç olarak, yine Davudoğlu’nun tespitleriyle bitirelim: Son gelişmeler Türkiye’nin stratejik yönelişindeki en ciddi meselenin insan unsuruyla ilgili olduğunu teyit etmektedir.

“Bir ülkenin stratejik açılımındaki en hassas ve en önemli unsur, sistemin merkezindeki siyasi iradeyle toplumun donanımlı sivil insan unsuru arasındaki meşruiyet ilişkisidir.
…

İnsan unsuruyla siyasi sistem arasındaki meşruiyet ilişkisinin en önemli boyutu ise güven unsurudur.
…

Stratejik güç o gücü uygulayacak millete güven ile gerçek hüviyetini kazanır.”

Başbakan Yeniden İsrail’den Özür Dilemek Zorunda kalır mı?

Şimdi size soruyorum! Böyle bir meşruiyet ilişkisi olması ve millete güven olması için önce o milletin bir adının olduğuna inanmak gerekmez mi? Türk kelimesini, Türk Milleti sözünü ağzına almayan bir başbakanın, “Türkiyelilik” adı altında Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir ayağı olarak federal bir yapının oluşması için yasal düzenlemeler yapan bir hükümetin ve daha başbakan başdanışmanı ve (fahri!) büyükelçi atanmadan önce, Türk Milleti kavramını kitabında yazmaktan imtina eden ve Türklüğün varoluşunun tarih, coğrafya ve kültür kökenlerini reddederek (hadi ihmal ederek diyelim!) kendi ifade ettiği stratejik zihniyet sürecini kıran, dolayısıyla da Türk kimlik bilincini yıpratan bir danışmanın oluşturduğu politikalar hangi stratejinin ürünüdür? Acaba kendileri mi tasarladılar? Yoksa başkalarının oyununda bir piyon olarak mı kullanılıyorlar? Bana kalırsa Davudoğlu’nun yönlendirmesiyle uygulanan bu dış politika stratejik olarak derin olan değil “sığ olan” bir poltikadır. Tarih, coğrafya, kimlik bilincinden, yani mill
et bilincinden yoksun, ümmetçi (yani Osmanlıcı), Türklüğü dışlayan bir stratejinin derinliği olamaz. Olsa olsa, başkalarının stratejik derinliğe sahip oyunlarında bir taktik olabilir ki, o da yanlış ve aceleyle uygulanan bir taktiktir.

İnşallah Başbakana özür dilemek için yine İsrail ve ABD yolu görünmez.

Dr. Mete TURGUT


Kaynak; Etikhaber.com
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

  


 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki iletilere cevap veremezsiniz
Bu forumdaki iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumdaki iletilerinizisilemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB

alt1
1998-2007 Bozkurt NET
alt1
1998-2010 BOZKURT NET
--------------------------------------
Web sitemiz PHP-Nuke (© 2003) kodlarına sahiptir. PHP-Nuke GNU/GPL lisansı altında dağıtılan ücretsiz yazılımdır.
alt1