Ayaklarımızın Altından Kayan Türkiye / Prof. Dr. Ümit Özda&#
Tarih: 24.06.2003 Saat: 01:05
Konu: Basın-Yazarlar


Avrupa Birliğine girmek için devletimizin kuruluş esaslarını teker teker ortadan kaldırdığımız bir dönemden çok büyük bir hızla geçiyoruz.
AKP, arkasında Avrupa Birliği ve TBMM’de sahip olduğu büyük çoğunluk ile Türkiye’yi federal bir devlet haline getirmenin hazırlıklarını çok hızlı bir şekilde gerçekleştirmeden çekinmiyor.


Bir yandan kamu reformu adı altında milli devletin yetkilerinin yerel yönetimlere devr edildiği, öte yandan ikiz yasalarla Türkiye *****huriyeti üzerinde değişik halkaların varlığının ispat edilmesi sürecinin önünün açıldığı ve bölücülüğün suç olmaktan çıkarıldığı bir Türkiye’de yaşıyoruz.

Yerel televizyonlarda etnik dil ve lehçelerde yayınların başlaması an meselesi.
Laizudu davası denilen ve Türkiye’nin bir milyon dolar ödemeye mahkum edildiği davada Türkiye bir milyon doları ödemeyi kabul ederek Kıbrıs Barış Harekatı’nın meşruluğunu tehlikeye atıyor.
Üstelik, PKK tekrar ayaklanma çağrıları yaparken, Güney Doğu Anadolu’da tekrar askeri birliklere yönelik saldırılar başlamışken oluyor bunlar.
Kerkük’de yaşanılan küçük düşme ve rezaleti birlikte gördük, kimse bir Kerkük mitingi düzenlemeyi düşünmedi bile. Düşünenler de miting meydanlarının boş kalacağı ve rezil olunacağı duygusu ile bundan vazgeçmeyi tercih etti.

6. paketi şimdi 7. paket izliyor ve hükümet yetkilileri aynen Kopenhag zirvesinden önce verdikleri mesajlar gibi mesajları Türk kamuoyuna aktararak, bu sefer AB’ye gireceğimizi hatta 2004 senesine kadar beklemeye gerek bile kalmayacağı umudunu yaratmaya çalışıyorlar.
Türk halkı ise aşağılanmanın, onuru ile oynanmanın verdiği kızgınlığı yaşıyor. Ancak, bu kızgınlık, verimsiz, kısır; etkin bir muhalefet üreten bir kızgınlık olmaktan çok uzak.
Daha çok kendi içinde umutsuzluk üreten bir kızgınlık.
Bazılarına göre Türk halkı bir kabın içindeki suya konulmuş ve altı hafif açılmış ateşe konulmuş bir kurbağaya benziyor.
Hafif ateşte tepkilerini yitiriyor. Her şeye alışıyor.
Direnç gücü kayboluyor ve yokoluyor.
Bu doğru mu? Direncimiz yok mu oluyor?
Son dönemde yaşananlar incelenir ise bunun doğru olduğu anlaşılıyor. Denktaş’ı yalnız bıraktık.
Kıbrıs, kandırıldığını söyleyen Erdoğan tarafından teslim edilmeye çalışılır iken tek başına direnen Denktaş’ı büyük ölçüde yalnız bıraktık. Ne meydanlar doldu, ne “hükümete Kıbrıs’ı verirsem karşımda büyük bir halk direnişi görürüm” dedirtecek kitleleri meydanlara indirebildik.
Avrupa Birliği’ne girmek için Lefkoşe’nin ortasında şehit babalarının kanlarını satacak kadar başları dönen insanlar kadar büyük kalabalıkları bir araya getirebildik.

Kıbrıs’ı verirseniz kendimizi yakarız diyen de çıkmadı. Denktaş tek başına direndi ve direnmeye devam ediyor. Ancak, seçimler yaklaşırken Serdar Denktaş’ın Başbakan Eroğlu ile ortak seçime girmeye yanaşmaması muhalefetin birinci parti olma ihtimalini artırıyor.
Muhalefetin iktidara gelmesi durumunda Kıbrıs’da gerçekleşen bütün kazançlarımız ve Kıbrıs Türk halkının varlığı tehdit altına girecek, muhtemel 20-30 sene sonrada adadaki son Türkler Filistinlilerin durumuna düşecek.
Bugünlerde devletin bir kampanya başlatarak Türk halkını tatilini Kıbrıs’da geçirmeye çağırdığı anlaşılıyor.
Biraz geç bir girişim. Ancak, Kıbrıs için mitinge gidecek olamayanlar denize girerken Denktaş ve milli davaya destek vereceklerini düşünebilirler. Etnik dillerde eğitime ve televizyon yayınına da bir tepki yok. Ne miting ne de bir başka protesto. Peki, senelerden bu yana 20 yaşındaki gençlerimiz PKK’nın istekleri kabul edilecekti de neden çatışmalarda şehit oldular?
Kimse böyle bir soru sormuyor. Demek ki Türk milletinin artık hukukunu savunma gücü tükenmiş durumda.
Bütün bunların anlamı bu mu? Hayır.

Türk milletinin kendisini, devletini ve hukukunu savunma gücü ortadan kalkmamıştır.
Millet, gelişmeleri büyük bir ibret ve kızgınlıkla izlerken attan alta büyük bir tusunami gibi öfkenin yükseldiği bütün Türkiye’de görülmektedir. Ancak ne zaman patlayacağını şimdiden kestirmek mümkün değildir.
Ancak önemli olan milletin öfkesini tahrip edici ve yıkıcı bir faktör değil, Türkiye *****huriyetinin yeniden yapılanması ve büyük bir atılımı gerçekleştirmesi için itici ve yapıcı güç olarak kullanmak gerekmektedir.
Türk milliyetçisi aydınların derinden yükselen Türk milliyetçiliği dalgasının farkına varması ve üzerinde düşünmesinin vakti gelmiştir.

Değerli Türk milliyetçileri, Kerkük’ü unutmayın...

Prof. Dr. Ümit Özdağ / Yeniçağ Gazetesi







Bu haberin geldigi yer: Bozkurt NET
http://www.ulkuocagi.net

Bu haber icin adres:
http://www.ulkuocagi.net/modules.php?name=News&file=article&sid=1252